TAYLAN ESMER / ANF ŞIRNAK (12.07.2007)-İki doktor. Ettikleri Hipokrat yeminine bağlı kalarak kendilerini halka, insanlığa adamış iki doktor... Irk, dil, din, cinsiyet, siyasi görüş farkı gözetmeksizin insanlığın hizmetine adanmış iki yaşam, kendilerini insanların sağlığına, tedavisine adamış iki hekim...
Tıp Fakültesi'nde mezun olan yeni doktorların zorunlu hizmet dayatmasına rağmen kaçtıkları, terk ettikleri, istifayı bile göze aldıkları, ismini bile anmak istemedikleri Şırnak'a gönüllü geldiler. İdealist ruhla, halka, insanlara, insanlığa en iyi hizmeti sunmak amacıyla... Irk, dil, taraf gözetmedikleri için, işlerini yaptıkları için adları, "teröriste", "haine", "düşmana" çıktı. Ölümle tehdit edildiler. 1991 yılında Saddam rejiminden kaçarak canlarını kurtarmak için Türkiye sınırına yığılan güneyli kadın ve çocukları tedavi etmeleri engellendi, 1992 Şırnak'taki Newroz olaylarında halka yapılan saldırıda yaralanan, "terörist" denilen kadın ve çocukları tedavi etmemeleri için tehdit edildiler.
DİRENDİLER
Direndiler. Çünkü ettikleri yemin bunu gerektiriyordu. Her şart altında bile olsa insanların yaralarını sarmaları, onları sağlıklarına kavuşturmaları, bir hekim olarak yardım eli uzatmaları, hastalıklarına çare bulmaları gerekiyordu. "Sürgün" yeri denilen, tüm devlet memurlarının kaçmak için binbir yol aradıkları, politikacıları devreye soktukları, "Şırnak Cumhuriyeti"nde kaldılar. Şırnak'ta, Hakkari'de, Uludere'de, Şemdinli'de, Çukurca'da, Cizre'de görev yaptılar.
Ettikleri yemine sadık kalarak, Kürt kadınlarına, çocuklarına, dağda yaralanan, hastalanan gerillalara, Şırnak'ta görev yapan asker, polis, özel tim ailelerine, eşlerine, çocuklarına, koruculara, korucu eşlerine, korucu çocuklarına hizmet sundular. Onları tedavi ettiler, yardım eli uzattılar, şifa dağıttılar...
Tek amaçları buydu. Çünkü insanlığa hizmet etmek, bunun için eğitim almışlar, bunun için yemin etmişlerdi. Şırnak'ta hasta ve yaralılara yardım için koşuşturan, hastaları sağlıklarına kavuşturmak için günlerce uykusuz kalan, aç kalan iki hekim...
KÜRTLERİN YAŞADIĞI DIRAMA TANIK OLDULAR
Dr. Mehmet Tanrıbuyurdu (Dr. Mahir) ve Dr. Hasan Kaya. Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra önce Diyarbakır, ardından da gönüllü Şırnak'a gitmişlerdi iki doktor da. Bölgede yaşanan çatışmalar, baskılar, sürgünler, faili meçhul cinayetler, köy yakmalarla ilk kez orada tanıştılar. 1991 Mart'ında Saddam zulmünden kaçan güneyli kadınlarla, çocuklarla Çukurca ve Şemdinli de tanıştılar. Yaşanan göç sırasında soğuk ve çamura rağmen dağlara sığınan insanlara ilaç, çadır, serum, iğne götürme telaşına düştüler. Yolda doğum yapan kadınların yardımına koştular, yaralarını sardılar, diğer gönüllü doktor ve hemşireler gibi...
Her iki doktor da Kürtlerin yaşadığı drama ilk kez burada tanık oldu. Dr.Tanrıbuyurdu ve Dr. Kaya, günlerce dağda perişan halde çamurun içinde soğuğa rağmen yaşama tutunmaya çalışan, tedavi edilmeyen, açlıkla boğuşan, ilaç, pansuman, serum bulamayan Kürtlerle kaldı.
Dr: Tanrıbuyurdu o sıra mülteci göçünü dünyaya duyurmak için bölgeye gelen BBC radyosuna verdiği demeçte, buradaki insanlara yardım eli uzatılmadığını, açlık ve hastalığın kol gezdiğini, yetkililerin duyarsız kaldığını anlattığı için Şırnak Tümeni tarafından tehdit edildi.
HAKSIZLIĞA TAHAMMÜL EDEMEDİLER
Bölgede yaşananlar ne olursa olsun, yazılmayacak, konuşulmayacak, söylenmeyecekti. Ama O da, meslektaşı Dr. Hasan Kaya gibi yaşanan haksızlıkları her yerde dile getirdi. İnsana, insanlara reva görülen haksızlığa tahammül etmediler. Her fırsatta ve her şart altında insanlara yardım elini uzatmaktan, onları tedavi etmekten geri durmadılar.
Sadece hekimlik değil, halkın eğitim sorununa da eğildiler. Bu yüzden Dr: Tanrıbuyurdu'ya Şırnak'lılar "Şeyh Suvar" diyorlardı. Her şeye koşturduğu, yardım eli uzattığı için. 1991 yılında Şırnak Lisesi öğrencileri öğretmensizlik nedeniyle yaşananları protesto etmiş ve Valiliğe kadar yürümüşlerdi. Vali Aydın Arslan ile görüşen öğrenciler, "Öğretmen gelecek" sözü üzerine eylemlerine son vermiş ve Valilik dışarıdan "Şırnak Cumhuriyeti"ne öğretmen getirtememiş ama burada görev yapan memurların gönüllü olarak öğrencilere ders verebileceği kararını almıştı.
Bu karardan sonra Dr: Mehmet Tanrıbuyurdu bir süre öğlene kadar hastanede hastaları muayene ediyor, öğleden sonra da Şırnak Lisesi'ne giderek İngilizce ve Felsefe dersi veriyordu öğrencilere gönüllü olarak.
İki doktor da, çatışmada yaralı olarak yakalanan gerillaları, işkence mağdurlarını hastanede tedavi etmemeleri için defalarca tehdit edilmişlerdi. Hem askerler, hem özel timler tarafından. Ama onlar ettikleri yemine sadık kalarak, "Taraf" gözetmeksizin mesleklerini yerine getirdiler. Kimi zaman dağda ayağı donan bir gerillanın yardıma koştular, kimi zaman kanamalı doğum yapan bir subayın eşinin tedavisine koştular.
ŞIRNAK NEWROZ'U DÖNÜM NOKTASI OLDU
Dr. Tanrıbuyurdu ve Dr. Kaya, Şırnak ve bölgede yaşanan çatışma ortamının getirdiği gerginlik, işkence, baskı, göç ve saldırılara alışkın olarak mesleklerini yapıyor, hasta olan, tedavi edilmesi gereken herkesin yardımına koşturuyorlardı. Antalya'da, İstanbul'da, İzmir'de, Muğla'da da doktorluk yapabilirlerdi. Ama onlar gönüllü olarak burayı seçmişlerdi.
1992 Şırnak'ta yaşanan Newroz sonrası ise onların hayatında bir dönüm noktası oldu. Newroz bayramı her yerde olduğu gibi Şırnak'ta da bayram havasında başlamış ardından bir katliama dönüşmüştü. Cizre ve Nusaybin'in ardından Şırnak'ta da Newroz kutlamalarının yapılacağı Cumhuriyet Meydanı'na doğru yürümek isteyen halka asker, polis ve özel timler tarafından saldırı yapılmıştı. PTT binası, Öğretmen Evi, TEK binası, Uludere yolu üzerine barikatlar kurulmuş ve alana girmek isteyen halka dört bir taraftan saldırı yapılmıştı. Sadece Şırnak merkezde 25'ten fazla insan katledildi. Kitlelerin üzerine panzer sürüldü. Evlerinden çıkmak isteyen kadınlara, çocuklara ateş edildi. Ve kurşunla, kalaslarla yaralanan yüzlerce insan...
Hastanelere bile insanların gidişine izin verilmedi. Yaralılar hastane önünde ambulanslardan indirilip ateş edildi. Kendilerini hastaneye atan yada binbir güçlükle hastaneye getirilen insanların bile tedavisine izin verilmedi.
Kurşun yarası alan yaralıları tedavi etmek isteyen Dr. Tanrıbuyurdu ve Dr. Kaya, hastanedeki görevli bazı hemşireler tarafından özel timlere "teröristleri tedavi ediyorlar" diye şikayet edildi.
O GÜNLER LÜBNAN’I ARATMIYORDU
3 gün boyunca Şırnak'ın dünya ile bağlantısı kesildi. Cenazeler gizlice gömüldü, insanlar evlerinde, sığınaklarda yaşamak zorunda kaldılar. Dükkanlar yağmalandı, araçlar roketlendi. Şırnak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kenti değil, Lübnan'ı aratmıyordu bu günlerde. Bir yandan binlerce insan gözaltına alınıyor, Bişeng Anık gibi 17 yaşındaki lise öğrencisi işkencede katlediliyor, bir yandan ağır yaralıların hayata kavuşturulması mücadelesi veriliyordu bu şartlarda. Ağır yaralılar binbir güçlükle tedavi için Cizre'ye, Mardin'e, Diyarbakır'a götürülüyordu.
Onları Şırnak'ta tedavi etmek isteyen doktorlar ise "terörist" damgasını çoktan yemişti. Şırnak'ta 3 gün boyunca yaşanan saldırılar ardından dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi, şimdi MHP MYK üyesi Ünal Erkan kente geliyor ve halkı şehir stadyumunda toplayarak "devletin gücünü gördünüz" diyordu.
"Silahla ayaklandı" denilen halkın, silahlarını getirip teslim etmesi isteniyor ve Şırnak'ta korucular TRT ekranları karşısında gülümseyerek getirip "ayaklanan halk" diye lanse edilip silahını teslim ediyordu. Dr. Tanrıbuyurdu ve Dr. Kaya ise hastaneye getirilen yaralıları hayata kavuşturmanın telaşı içindeydiler.
O tarihte kente gelen gazeteciler, iki doktoru da kaç günlük sakalları ve yorgun halleriyle hastane dışında böyle görüntülüyordu. Bu kare iki doktorun yan yana bulunduğu son kare olacaktı.
Şırnak'taki Newroz sonrasında orada görev yapan ve terhis olan kimi askerler, aradan zaman geçtikten sonra o dönem yayınlanan Özgür Gündem gazetesine açıklamalarda bulunuyor ve saldırının nasıl planlı yapıldığını, lav silahlarıyla, RPG roket atarlarıyla nasıl dükkanları, son model araçları "patlattıklarını", kuyumcuları, eczaneleri, marketleri nasıl yağmaladıklarını anlatıyorlardı...
HALK "TAMAM", SIRA DOKTORLAR DA
Dr. Tanrıbuyurdu ve Dr. Kaya bu şartlar altında görev yaptılar Şırnak'ta. Ve Newroz'da yaşanan insanlık dışı muamelere tanıklık ettiler. Newroz sonrası olaylar durulduktan sonra, binlerce kişi gözaltına alınmış, yüzlerce kişi tutuklanmıştı.
Sıra şimdi, doktorlara gelmişti. Onların da "burada yaşamaya hakkı olmamalıydı" kimilerine göre...
İkisi hakkında da ölüm kararı alındı. Evlerine gidemediler. Özel timler and içmişti, ikisi de öldürülecekti. Ve iki doktor ancak olayların durulması ardından kente gelen yabancı heyet ve gazetecilerin yardımıyla kentten ayrılabildiler.
Dr: Hasan Kaya görevinden istifa etti ve Elazığ'a yerleşti. Dr. Mehmet Tanrıbuyurdu ise "Şırnak Cumhuriyeti" adıyla bir kitap yazdı. Görev yaptığı dönemde Şırnak'ta yaşanılanları, korucuları, baskıları, işkenceleri, orada dönen savaş rantını yazdı. Dr: Hasan Kaya, insanlığa olan borcunu hekimliğin yanında, insan hakları savunucusu olarak vermeyi de seçti ve Elazığ İnsan Hakları Derneği'nin kurucuları arasında yerini alarak derneğin Elazığ Şubesi'ni açtı.
21 Şubat 1993 tarihinde ise yine hasta olan herkesin yardımına koşmaya hazır olan Dr: Hasan Kaya, evine gelen itirafçıların, "yaralımız var" sözlerine güvenerek onlarla çıktı. "Taraf" gözetmeden mesleği gereği tedavi etmek için. Ve İHD Elazığ Şube Başkanı Av. Metin Can'ı da çağırdı.
Dr: Kaya ve Av. Can, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın başında bulunduğu itirafçı ekibi tarafından, "teröristleri tedavi ediyorsunuz, yardım ediyorsunuz" denilerek günlerce sorgulandı, işkenceye tabi tutuldular.
İnsan Hakları Derneği'nin, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin tüm girişimlerine rağmen her ikisinden günlerce haber alınamadı ve ölüm kararları verilmişti. Dr. Hasan Kaya ve Av. Metin Can, o dönemde Olağanüstü Hal'in en sıkı uygulandığı bölgede, Elazığ-Dersim arasında beş ayrı polis ve asker arama noktasından rahatlıkla geçirilerek Dersim'e götürüldüler ve cesetleri 26 Şubat 1993 tarihinde Dinar köprüsü yakınlarında elleri arkadan bağlanmış, kafalarına kurşun sıkılmış halde bulundu.
Dr: Mehmet Tanrıbuyurdu, yazmış olduğu "Şırnak Cumhuriyeti" kitabına başlığını, Dr. Hasan Kaya ile birlikte karar vermişlerdi. Dr. Kaya kontgerilla saldırısında katledilirken, Dr Mehmet Tanrıbuyurdu ise dağları tercih etti.
HER İKİSİNİN DE ÖLÜMÜ KOMPLO SONUCU OLDU
Ve 27 Haziran 2007 tarihinde Şırnak'ın Uludere ilçesi sınırları içindeki Kela Memê Dağı'nda, aralarında hasta gerillaların da bulunduğu 7 arkadaşıyla birlikte, belki de eşini, çocuğunu, akrabasını ya da kendisini tedavi ettiği Goyan aşiretine bağlı korucuların da yer aldığı bir komplo sonucu, Kobra helikopterlerinin de katıldığı bir operasyon sonucu yaşamını yitirdi.
Batı illerini değil, meslektaşlarının kaçtığı, gelmeyi reddettiği, kan ve barut kokan, ama hasta-yardım edilmesi gereken insanların bulunduğu Şırnak'ta görev yapmayı gönüllü tercih eden Dr. Mehmet Tanrıbuyurdu (Dr: Mahir) ile Dr: Hasan Kaya'nın ölümleri, "Şırnak Cumhuriyeti"nde değil, Dinar Köprüsü ve Kela Memê Dağı'nda itirafçılar ile korucuların komplosu sonucu oldu.
ANF NEWS AGENCY